Loading...

22.06.2020

Platformlar ve Rekabet Hukuku: Kazanan Hepsini Alır Mantığı Neden Platform Ekonomilerine Uygulanmaz?

Bu paylaşımımızda, rekabet hukuku perspektifinden platform ekonomileri hakkında yerleşik kabulleri sorgulayan nadir çalışmalardan biri olan, David S. Evans ve Richard Schmalensee tarafından kaleme alınmış ve 2016 yılında Harvard Business Review’da yayımlamış bir çalışmadan bahsetmek istiyoruz; “Why Winner Takes All Thinking Doesnt Apply to the Platform Economy”.

Bu yazının ele alınmasının altında; söz konusu çalışmada yer alan fikir ve değerlendirmeleri yüceltmek değil, fakat hemen hemen tüm politika dokümanlarında yer alan, artık standart haline gelen bazı varsayımları etkili ve ilgi çekici bir şekilde eleştiren yazının yaklaşımını, daha zengin bir tartışma ortamının sağlanması amacıyla ortaya konulması, hatırlatılması ve yazıda yer alan fikirlerin gündeme getirilmesi yatmaktadır.

Konuya ilişkin ileri okumalar için ise David S. Evans ve Richard Schmalensee tarafından konunun yoğun bir teorik çerçevede tartışıldığı Platform Economics: Essays on Multi-Sided Businesses veya gündelik bir dilde ve sürükleyici bir şekilde kaleme alınmış Matchmakers: The New Economics of Multisided Platforms adlı kitap önerilebilecektir.

Yazının başlığından da anlaşılacağı üzere Evans ve Schmalensee’nin çalışması birçok rekabet politikası dokümanında yer alan “şebeke dışsallıkları (network externalities) nedeniyle platformların tekelci bir yapıya dönüşecekleri yönünde bir temayül bulunduğu” şeklinde özetlenebilecek temel argümanı[1] sorgulamaktadır.

Yazarlar, yazının yayımlandığı dönemde Yahoo’nun yatırımcılar gözündeki değeri ve Twitter’ın gelirlerindeki düşüşe ilişkin raporun çıkması ertesinde şirketin değerinde yaşanan düşüşleri örnek göstererek şebeke dışsallıklarının etkisinin ve kazanan -tamamını-alır yaklaşımının eskisi kadar bel bağlanabilir olmadığını ifade ederek yazıya başlamaktadır.

Gerçekten de teknoloji hizmetlerinin yakın tarihine baktığımızda ilk girenin avantajını (first movers advantage) elde etmiş ve fakat bu konumlarını sürdürememiş Internet Explorer, AOL, Hotmail, MySpace Nokia/Blackberry gibi çok sayıda teknoloji ürün ve hizmetinin sahip oldukları konumları yitirdiklerini görmek mümkündür[2]. Evans ve Schmalensee’nin bakış açısına zıt bir perspektif ile, yükselen ve sonrasında düşen platformların kısa tarihine göz atan, “net neutrality” kavramının isim babası Tim Wu’nun “Attention Merchants” adlı eseri yine bu kapsamda incelenebilecektir.

Evans ve Schmalensee’nin eleştirdikleri bakış açısına göre şebeke dışsallıkları teorisi şu şekilde özetlenebilecektir;

“Süreç şu şekilde çalışmaktadır: bir şirket hızlıca yeni bir pazara girer ve müşteri çeker, ve bu müşteriler daha çok müşteri çeker, bu süreç bu şekilde devam eder. Bunun sonucu olarak pazara ilk giren bu şirket gözle görülür seviyede ve çok hızlı bir büyüme yaşar (explosive growth-patlayıcı büyüme) ve inanılmaz kar elde ederken pazarda hakim bir duruma gelir. Hikayenin sonu.

Aynı düşünce, birbirleri ile etkileşime giren ve OpenTable örneğindeki restoranlar ve müşterileri gibi birbirlerine bağlı farklı tip müşterileri bir araya getiren ağ işletmeleri olan çok taraflı platformlara da uygulanmıştır. Aynı şekilde hızlı hareket eden teşebbüs, platformunun bir tarafındaki müşterileri (örneğin restoran müşterilerini) kazanırsa diğer taraftaki müşterileri de (örneğin restoranları) platformuna çekmektedir ve bu durum, ilk taraftaki müşterileri için işini (platformunu) daha değerli hale getirmektedir. Buradaki durum yine aynıdır; ağ etkisinin gücü çok hızlı bir büyüme ve devam eden “kazanan her şeyi alır” hakimiyeti ile sonuçlanır.”

Fakat yazarlara göre bu mekanizma/kazananın tamamını aldığı paradigma birçok platform için bu şekilde çalışmamaktadır. Google’ın internet aramalarında, Facebook’un sosyal medyada, Twitter’ın ise mikro-blogging alanında kazanan olduğunu düşünenler yazarlara göre yarı haklıdırlar. Zira bu şirketlerin tamamı dijital reklam alanında faaliyet göstermekte olup hiçbiri bu pazarı domine edebilmiş değildir. Bir başka anlatımla, yazarlara göre, söz konusu şirketler kullanıcılarının platformlarda geçirdiği zaman ve ilgiyi bu alanlara reklam vermek isteyen şirketlere pazarlamakta ve dolayısıyla bu reklam verenler için sürekli bir rekabet halindedirler. Dolayısıyla her ne kadar sundukları hizmetler özelinde lider konumda olsalar da gelir elde ettikleri müşteri kitlesi karşısında böyle bir durumdan bahsetmek mümkün görünmemektedir. Konuyla ilgili olarak yukarıda yer alan argümanı farklı bir teorik düzlemde tartışan “ekosistemler arası rekabet” konusu da dikkate değerdir.

Çalışmanın vurgu yaptığı bir diğer husus, şebeke dışsallıklarının çok hızlı bir şekilde tersine de çalışabileceği yönündedir. Bu husus bir örnekle şöyle açıklanmakta;

“Bu durum birçok alışveriş merkezinde yaşanmıştır. Müşteri trafiği biraz azaldığında birkaç dükkan kapanır, alışveriş merkezi daha az çekici hale gelir. Sonra trafik biraz daha azalır, daha çok dükkan kapanır, alışveriş merkezi resmi olarak kapanır. ABD’deki MySpace ile Brezilya ve Hindistan’daki Orkut gibi internet şirketleri de benzer bir kaderi yaşamıştır. Bu iki sosyal ağ paylayıcı şekilde büyümüş ve 2000’lerde kendi ülkelerindeki sosyal ağ pazarını “kazanmışlardır”. Ancak sonrasında birtakım kişiler Facebook’a geçmiş, diğerleri takip etmiş ve her iki platform da burun üstü çakılmıştır. Orkut, Eylül 2014’te resmi olarak kapanmıştır. MySpace’ten kalan ise Time Inc. tarafından Şubat 2016’da satın alınmıştır”

Bu şekilde “şebeke dışsallıklarının” fiziksel şebekelerin söz konusu olduğu rakiplerin rakip olarak ortaya çıkabilmesi için muazzam yatırım yapmak zorunda oldukları telekom ya da raylı sistem altyapılarından farklı olarak, bugün kavramın dayanıklılığını (durability of network externalities) yitirdiği ve bu kavramın artık eskisi kadar bel bağlanabilir bir değer olmaktan çıktığı ifade edilmektedir.

Yazarlara göre belki rekabet bazı şirketlerin ifade ettikleri gibi bir tık ötede (Google’ın Larry Page tarafından dile getirilmiş çok bilinen söylemi “competition is one click away”) olmayabilir fakat düşük batık maliyetler (sunk cost) ve düşük giriş maliyetleri (entry cost), tüketicinin kolayca hizmetler arası geçiş yapabilmesi  (switching cost-multi-homing) ve yıkıcı yenilikler (distruptive innovation) ile karakterize olmuş yeni ekonomide değişimin olası olduğu belirtilmekle birlikte internetin geçmişinin 20 yıl olduğu ve bu olası değişimin çok hızlı bir şekilde gerçekleşmesinin beklendiği, halbuki yukarıda sayılan karakteristik özellikler nedeniyle geçmişte MySpace örneğinde olduğu gibi değişimin bir şekilde gerçekleşebileceği ifade edilmekte ve bir nevi sabırlı olunması telkin edilmektedir.

Bu bağlamda Microsoft örneği ele alınmakta, Microsoft’un 1990-20100’li yılları arasında pazarı domine eden pozisyonunun inişler çıkışlar yaşayarak bugünkü konumuna geldiği, hala önemli bir aktör olmakla birlikte IT dünyasındaki merkezi konumunu kaybettiği ifade edilmektedir. Microsoft’un belki de yaptığı en büyük hata ile ilgili 2019 yılında Bill Gates’in samimi açıklaması kanaatimizce teknoloji devlerinin de konumlarını hızlıca değişebileceğine dair iyi bir öngörü vermektedir.

Nihai olarak ise yazarların mesajı şu şekildedir; şebeke dışsallıkları, kazanan hepsini alır ve ilk girenin avantajı kavramları önemli kavramlardır, fakat yeni ekonominin karakteristik özellikleri nedeniyle özellikle şebeke etkilerinin aynı zamanda şirketlerin çöküşünü de hızlandırabilecek bir yönü bulunmaktadır.

Bu bağlamda, dijital ekonominin her geçen gün etkisinin daha fazla hissedildiği, ülkemizin dijital ekonominin düzenlenmesi boyutuyla en önemli aktörlerden biri olan Rekabet Kurumu’nun dijital ekonomide uygulayacağı rekabet politikasının çerçevesini belirlemeye yönelik çalışmasını yürüttüğü içinde bulunduğumuz günlerde Rekabet Kurumu’nun platform ekonomileri bağlamında nasıl bir yaklaşım sergileyeceği önem arz etmektedir.

 



[1] Türk Rekabet Otoritesi de platform ekonomilerinin tarif edilen bir temayüle sahip olduğunu çok sayıda kararda ifade etmiştir. Bu kararlardan biri olarak yakın zaman önce alınmış olan Sahibinden.com kararı (18-36/584-285 sayılı karar) örnek olarak gösterilebilecektir. Kararın ilgili değerlendirmesi şu şekildedir: “Bir platformun değerini, platform tarafından sunulan ticari etkileşim olanaklarından faydalanmak isteyebilecek karar birimi gruplarının katılımı (şebeke etkisi) belirlemektedir. Bu değer platformdan elde edilebilecek potansiyel artı değer (azalan işlem maliyetleri) ile doğru orantılıdır. Daha fazla sayıda ekonomik karar birimi gruplarının üyeleri platforma dahil oldukça platformun değeri, dolayısıyla platform hizmet sunucusunun fiyat koyma gücü̈ artacaktır. Burada dikkat çekilmesi gereken nokta, bu gruplardan bir tanesinin katılımının artması durumunda dahi, sağladığı pozitif şebeke dışsallığı vasıtasıyla diğer grup/gruplar için de platformun değerinin artmasıdır.

[2] Why Some Platforms Thrive and Others Don’t yazısı da tam olarak bu hususu ele almaktadır.